Balkan Göçmenleri Platformu | BGP

BİR PARTİ NASIL BOĞULUR?

( D/okunaklı yazı)
Akşam yatıyoruz, sabah kalktığımızda televizyonların başına geçince, ne öğrendiğimizi sanıyorsunuz? Gene bir yerlerde yepyeni, sıcağı sıcağına bir parti kurulmuş!
Sonra, çarşıya çıkınca gazeteleri karıştırırken, ilk gözümüze çarpan haber de yeni, henüz doğmuş bebek parti!
Daha önceleri de söz olmuştu. Biz sabahları Pazar kahvesi’nde kafa dengi arkadaşlarla sürekli buluşur, güncel sorunları paylaşır, karınca kaderince dertleşiriz. Sohbetler, zanaatçılığımızdan tutun da, kimi politikaya, kimi geçmiş anılara, kimi de bakanlara, başbakanlara kadar uzar, gider...
O sabah fazla uzatmadık. Nedeni de yeni kurulan parti. Adı da ne cana yakın: SABAH! Öyle ya, sabahları kim sevmez. Atalarımız da günün başlangıcı üstüne ne iyi, yerinde söz söylemişler: “Sabah ola, hayır ola!”
Güneşi, ılık rüzgarı ile sabahlar kimi coşturmaz!? Kuşlar gibi kanatlarımız olsa, uçacağımız gelir...
Ama, kısa bir süre sonra anladık ki, yeni partinin bizim bildiğimiz “sabah”ile yakından uzaktan bir milim alakası yokmuş, maalesef. Bunu ancak bir hayli sonra harflerin açılımını görünce fark ettik: “Sosyal Adalet ve Barış Adına Hareket” partisi. Bir de böyle olsun! “Sosyal adalet ve barış”tan da kim gocunur?
Yeni kurulan, bebek parti, bizim mahallede de ofisini açınca, bizi hiç yer yatak tutar mı. Zanaat erbapları her zaman kafa dengi insanlar. Ayaktaki partilerden umudumuzu kesmiş, merakımızı almıştık. Adamlar, bunca zamandır oylarımızı hep kullandılar, elleri de hep ceplerimizde oldu. Ne gözleri, ne karınları hiç doymak bilmedi!
Yeni parti de tam bizim için! “Sosyal adalet!” ve devamı da”barış”!
Arkadaşlarla, bu fırsat asla kaçmaz, deyip partiye kaydımızı yaptırmak için kollarımızı sıvayarak, yola koyulduk, koyulacağız. Grubumuzda kimler yoktu. Semerci Yusuf, Tenekeci Ömer, Kaynakçı Süleyman, Hasırcı Yaşar, Sepetçi Şakir...
Bakın az kalsın unutuyordum. Bize sadece Demirci Mümin katılmak istemedi.”Bana parti, marti gerekmez!-dedi. Demiri mi kaynatırım, balta mı, çapamı yaparım...”
Hiç böyle laf mı olur, dostum. Asıl demokrasi gelmiş kapımıza, onu içeri alıp, baş köşeye oturtmayalım mı?!
Neyse, biz demircisiz de yolumuza devam ettik. O, döve dursun, çapasını kazmasını!
Ofisi tutan genç bir şahıs. Bizi toplu halde görünce yüzünde biraz hayret ve şaşkınlık ifadeleri yer aldı. Biz niyetimizi açıklayınca, genç adam defteri açarak kaydımızı yapmaya koyuldu:
İlk ortaya Hasırcı Yaşar atılmasın mı.
-Adınız?
-Yaşar Hayrullah!
-Tahsil durumu?
-Orta okul mezunu.
-Mesleğiniz?
-Hasırcı! Orijinal hasırlar örerim. Mısır sapından. Müzelerden dahi siparişler alırım...
Yaşar'dan sonra parti sorumlusunun yanına arkadaşımız Ömer sokuldu. Genç adam defterinden yeni bir sayfa açarak:
-Sizin adınız ne? – diye sorguya başladı.
-Ömer Apturaman!
-Olamaz! Abdurahman’dır!
-Evet, evet, yazılışı tam öyledir!
-Tahsiliniz?
-İlk okul terk. Pek okumam yazmam yoktur ama kasabamızın hatta civar köylerin tenekelerini hep ben yaparım. Gürültülü olduğu için herkes bu zanaata merak sarmaz. Ama ben işimi severim. Gürültülüdür ama temizdir...
Ofisi tutan genç partili, Semerci Yusuf’un kaydını yaparken şaşkınlıktan başını tuttu kaldı. Gözlerindeki ifade de şöyle bir anlamı okumak hiç de zor değildi:” Yaaa, ne bu hal yahu? Partimizde hep böyle düşük kaliteli insanlar mı yer alsın! Bizim mühendislerimiz, bizim iş adamlarımız, en azından avukatlarımız, öğretmenlerimiz nerede?”
Bize gelince kalemi yazmadı. Kaydımızı yaptıramadık...
Aradan bir hayli zaman geçmemişti ki, seçimler yapıldı. Bizim “Sabah partisi”, aniden “Akşam partisi” oluverdi.
Partilerde şu baraj konusu çok önemlidir. Yeteri kadar oy, destek alamadın mı barajı aşamasın, meclise girmek dursun kapısının yanına bile sokmazlar adamı. Bizim Sabah partisi, barajı aşmak dursun, dize kadar gölü bile geçemeyip, gözlerimizin önünde boğulup gitti...

Mehmet ALEV

YORUM BIRAKIN