Balkan Göçmenleri Platformu | BGP

MUHACİRLER "CİMRİMİDİR"

Gençliğimde, katiyen muhacirle evlenmem, der dururdum. Ev sahibi olmaya çalışmayan biri olmalı idi ki, tüm çocukluğum ve gençliğimdeki gibi geçmesin hayatım.
Özgürlüğüme, tatillere düşkünlüğümle tanınırım, bilirsiniz. Çocukken de öyleydim. Geniş bahçelerin arasında gezinirken sık sık kaybolurmuşum , öyle çok gezer   yerimde durmazmışımki  tutabilene aşk olsun hesabı…
Önceleri, alt katında hayvanlarımızın barındığı, üstünde bizim odalarımızın olduğu yüksekçe bir evimiz vardı, geniş bir bahçe içinde. Belki merdiven çıkmak zor geldiğinden belki de eskiler “misafir odası, mekanı” olsun istediğinden, biraz uzağına bu evin, iki odalı bir ev daha yapılmıştı. Annem başkalarının evine gidip geldikçe, söylenir dururdu. Yeni bir ev isterdi babamdan…
Halbuki göç nedeniyle hep ötelenirdi bu ihtiyaç. Öyle ya, ani bir karar çıkar, sınırlar açılırdı. Vatan’a gitmek için para olmalıydı hep bir kenarda. Daha annemin çocukluğundan beri, hep göç için hazırlanılırmış. Hatta bir keresinde sınırdan dönmüş ailenin eşyaları. Benim çocukluğumda, 1960-70 yılları arasında da olmuştu öyle bir fırtına ama bizler nasiplenememiştik.
Zaman geçiyordu, biz büyüyorduk, göç olamıyordu. Yeni ev kararı alınmalıydı artık. Sonunda kocaman, iki katlı bir ev inşa edildi. Bodrumlu, teraslı, geniş meyve, sebze bahçeleri içinde. Yollarına mevsim çiçekleri ekilirdi. Önünde çeşmesi, arka tarafında ahırları vardı…
Amma ve lakin, göç seferberliği yeniden başladı. Herkes evini satışa çıkarınca alıcı çıkmadı. Bazıları öylece bıraktı, biz ise değerinin çok çok altında sattık.
Türkiye ye göç edince de dur arsa alalım, dur zemin katı çıkalım, olmadı, orası dar ve rutubetli olur, ikinci katı yapalım. Herkesin yazlığı var, bizim de olsun… Yine aynı telaşların içine düşüldü hep birlikte.
Ev önemlidir bizim için. Her şeyden önce ev sahibi olunmalıdır. Kirada oturmak ayıplanır. Fakirlik simgesi mi kabul edilir evsizlik, yoksa yerleşik düzen özlemi mi midir bilmem?
Ama nasıl yapılır o evler, ne fedakarlıklarla. Tüm aile bunun için çalışır, çabalar. Üstelik inşaatı yapanlar da aile üyesidir çoğu kez, mühendisler, mimarlar da.
Kalıpçısı, çimento karıştırıcısı, tuğla taşıyıcısı, beton sulayıcısı, aile üyeleridir.
Para lazımdır, biriktirmek lazımdır. Taksitle yaşamak ölümdür muhacirler için.
Sofralarda çorba ile hamur işi olur daha çok. Gazoz, kola yerine hoşaflar, kompostolar içilmelidir. Kışın domates değil, turşu, konserve yenmelidir. Kavanozlar sıralanmalı, salçalar, reçeller, püreler vs hazırlanmalıdır ki ucuz olsun tükettiklerimiz. Tek odaya toplanılmalıdır ki kışları, yanan odun, kömürden, elektrikten tasarruf edilsin. Gaz ocaklarının altı kısık tutulur hep. Odalardan çıkarken elektrik düğmeleri kapatılır mutlaka, sabah erken kalkıp gece erken yatılır enerji tasarrufu için. Pazardan akşam saatlerinde alışveriş yapılır ki ucuz olsun. Çamaşır makinesi tam dolduğunda çalıştırılır, bulaşık makinesi öyle bir yerleştirilir ki mümkün olan en çok sayıda tabak bir kerede yıkanır. Eve temizliğe yardımcı alınmaz, para verilip bahçe belletilmez, badana boyacı çağırılmaz,tamirci aranmaz,dam aktartılmaz,kuaföre bile gidilmez pek.…
Velhasıl, muhacirlerin bu uğraşı üzerine üretilen nükteler pek de haksız sayılmaz. Söz döner dolaşır hep ev sahipliğine gelir muhacirler arasında. “üç yıl oldu hala üç katçağızınız olmadı mı?” diye soruluverir. Üstüne gülünmeyecek gibi değildir bu merak…
Ama çok çalışırız biz özetle. Helaldir emeğimiz, paramız. O nedenle paramız da çok değerli, kıymetlidir hep. Alın teriyle kazanılanın değeri hep yüksek olur. Kıyamazsın harcamaya öyle kolay kolay.
Ben ne mi yaptım?
Yukarıdaki sözümde durdum büyüyünce. Muhacir olmayan bir adamla evlenip, uzun süre hiç ev sahibi olmadım.Ve hiç inşaat yapmadık, hazır aldık sonra evimizi.
Ama hep tatil yaptım. Gezdim, tozdum, eğlendim. En fakir dönemimde bile.
Ve hep tutumlu oldum, cimri değil.
Bütün muhacirler gibi…

Gülçer AYDIN YILMAZ     

YORUM BIRAKIN