Balkan Göçmenleri Platformu | BGP

ZİRVELERİN DİBİ DE VAR

ZİRVELERİN DİBİ DE VAR
(D/okunaklı yazı)
Tarih, çok önemli bir unsurdur. İnsanların olduğu gibi toplumların, kurumların da tarihleri vardır. Bulgaristan’da sosyalistlerin 130 yıllık tarihinden söz ediliyor. Bu, hem adı geçen siyasi kurum ve hem de onun üyeleri için bir gurur kaynağıdır.
Tüm gelişmeler onu gösteriyor ki, bu siyasi kuruluşun adamları işlerini sıkı tutuyorlar. Ülkenin meşhur Kocabalkan dağı tepelerinden birine çıkıp kuruldukları anı bu toprakların dört bucağına duyurmayı başarmışlardır...
Buzluca!
Parti için de bu tepe, bundan böyle dillere destan bir “ Zirve”dir! Bu yüzden de her yıl bu tepeye çıkılır, parti kurucuları anısına saygı duruşunda bulunulur, nutuklar söylenir. Tepeye doğru şanlı, şatafatlı yürüyüşlerde her yaştan temsilciler olur. Bastonlu nine ve dedeler, hatta omuzlara alınmış çocuklar, yüzlerinde eksik olmayan gülücüklerle hedefe doğru yol alırlar.
Aslında bu, güzel bir gelenek, kurucuları anmak onurlu bir iştir!
Dahası var, bu kurucular iktidara geldikleri zaman toplumda ayrım gayrım yapmayacaklarını, eşitlik, hak - hukuk ve adalet ilkelerini yürekten, canla başla, tamı tamına savunacaklarına söz de vermişlerdir.
Ne var ki, bir başka deyimle, bu “Buzluca” partisi, 1944’ün, Dokuz Eylül’ünde, Sovyet orduları sayesinde iktidar koltuğuna oturma fırsatı yakalar. Bize, ancak, bu hallerde, “hayırlı uğurlu olsun!” temennilerinde bulunmak, düşer.
Gel, gör ki, iktidar koltuğunu sahiplenen bu şahıslar, daha doğrusu kendilerini “adamdan sayanlar” tüzüklerindeki vaatlerini, ilkelerini çok çabuk unuturlar. Yaptıkları işlerde, çevirdikleri dümenlerde ne ilke vardır, ne eşitlik, ne de hak - hukuk...Birçok hallerde en azılı zalimlerin bile girişemiyeceği gaddarlıkları, hiç sıkılmadan, göz göre göre ederler. Dimitrov namını taşıyan katil, çevresine topladığı cani yaverleriyle kendinden olmayanları,”bunlar bana her an tuzak kurabilirler” düşüncesiyle, nice halk evlatlarını cezaevlerine tıkar, samimi arkadaşı Kolarov’u yanına alarak, o güzelim Belene adası’nı, onlar için gerçek anlamda bir cehennem yeri haline getirir.
Öyle ki, komünist rejimi süresince, bu adada koca ülkede yakınını kaybetmemiş bir sülaleye çok seyrek rastlanır.
Onları aratmayan diktatör Jivkov da, kendisine karşı koyanları, onu alkışlamayanları sürekli cezaevlerine gönderdi, toplama kamplarına sürdü...
Türklere, Müslümanlara karşı acımasızca giriştiği “Bulgarlaştırma süreci”nde de “Ben Bulgar olmak istemiyorum, adımdan, dilimden, geleneklerimden asla vazgeçmem” diye direnen yüzlerce, binlerce insanımızı da kılı kıpırdamadan, bu ölüm adasına sürdü. Bu namussuz herifçioğlu “89 Göçü”nü devreye sokarak, yüzbinlerce Türkü yurdundan yuvasından etti.
Ve böylece 1891’de bu dağda konan partinin”eşitlik, hak, adalet, refah...” ilkeleri de adadaki hendek ve kum çukurlarına gömülmüş oldu...
Dolayısıyla, Buzluca, bir siyasi varlığın zirvesi ise, Belene, bu zirvenin dibi, çukuru, ayakların altıdır!
Her yıl, Buzluca’ya çoşku, sevinç ve neşe ile gidiyorsak, ne olur, yılın bir gününü de Belene’ye ayıralım. Kasıtlı olarak burada yaşamını yitiren binlerce halk evladını anımsayarak, kendimiz için bir nevi ders alalım. Bir sözle, Zirve’nizi hiç aklımızdan çıkarmazken, Çukur’unuzu, Düşüşünüz’ü de asla unutmayın!
Kim bilir, siz de belki kendinizi bu”çukur”da bulursunuz!

Mehmet  ALEV

YORUM BIRAKIN